27 Haziran 2010 Pazar

özlemlerim

insan özlüyor istese de istemese de. ufağından bir seçki benimki pazar pazar.ilgilenen olursa,

bu zibidiyi çok özledim




bu manzarayla ortadaki aleti de çok özledim



ama en çok burda koyduğum ve fotosunu bulamadığım dostlarımı özledim sanırım


bu da benim kadar özleyen varsa diye benden bir van gölü kenarı karesi



neyse öyle bir özlem gidermek niyetine.







25 Haziran 2010 Cuma

Histeriler Kontrol Altında


artworkby KerimSafa

3. albümleri "Histeri Çalışmaları" ile Çilekeş, içimize ister istemez yer etmiş geleneksel müzik endüstrisi mekanizmasına meydan okuyan bir tavırla, yeniden kaliteli bir çalışmayı bizlere sunuyor. albümlerini digital olarak kendi websitelerinden ücretsiz edinebileceğiniz gibi, 5 "para" karşılığında fiziksel cd formatında da sahip olabiliyosunuz. sitelerinde yayınladıkları albüme dair yazıya dikkat çekmek gerekiyor diye düşünüyorum:

"Histeri Çalışmaları", kişideki ruhsal ve müzikal duyu bozukluklarının, bireysel ve evrensel algıda teşhis, terbiye ve sağaltımına vesile olabilmek maksadıyla sonsuz huzurda, geri dönüşsüzce paylaşılmaktadır. Bilinçaltında ve üstünde yaşananların seslere dekode olabilen kadarı "müzik"leşerek kulağa, kalanı ise her seferinde o anki bilinçalgı düzeyinin daha derinine gizlenen "sır"lar halinde içbireysel deneyimlere ve yüzleşmelere kalmıştır. "Hakikat"in sosyo-ekonomiyle hiçbir alakası olmadığı için, "Histeri Çalışmaları"nı bu sayfadan ücretsiz olarak indirebilirsin. Beraberinde de tamamen içsel tercihlerle, yasal anlamda müziğin marketlerde metalaşabilecegi "en" düşük paha olan 5 paradan albümü edinebilip, kanını emerek büyümeye çalışan zavallı müzik piyasasının kendi kanıyla zehirlenmesine refakat edebilirsin. Artık korkmak için yanlış zamandayız.

albümün müzikalitesine ya da kayıt tekniğine dair sayfalarca kafa şişirmektense, albümün kendisini ve yayınlanma şeklini sizlerle paylaşmak istedim genel olarak. albümde 12 yeni çilekeş parçası bulunuyor. Histeri Çalışmaları isimli Çilekeş'in 3. stüdyo albümünün kayıtlarını Berk Kula üstlenmişken, mixleri yine Berk'le beraber grubun gitaristi Ali Güçlü Şimşek'in oluşturdukları "kırık" yapmış. albümün mastering'i ise Çağlar Türkmen'in elinden geçmiş. Kayıtlarının tümü 101'de yapılan albüm, Lin Records'a bağlı olarak piyasaya sunuldu. bununla birlikte albümün ilk klip şarkısı olarak "kara mizah" seçilmiş ve performans klibi klişesini kırarcasına yapılan bu animasyon içerikli çalışmayı gayet başarılı buldum. onu da altta sizlerle paylaşıorum. uğraşanların emeklerine sağlık.

video

bir de dipnot:klipte sol alt camda maskelerle takılan gence bi bakın bakalım tanıdık gelcekmi? keyifli histeriler...

21 Haziran 2010 Pazartesi

nerden nereye

her pazartesi akşamı olduğu gibi (yanlış anlaşılmak istemem "sivil"de olsam zerre işim olmaz), 37-38 derece ateşe rağmen ezel'in sezon finalini izledik hazır kıta ve karargah ekibi olarak. o oldu, bu oldu, oyun içinde oyun; tabi ki hikaye mantıklı bir yere bağlanamadı.

"yeğen ayağını denk almayanın burnu boktan çıkmazmış?!?"

neyse asıl mevzum bu değil tabi ki. asıl mevzu şu: bu dizinin dünkü bölümünü izlerken daha önce hiç duymadığım, ve duyduğumda da bu konuda pişman olduğum bir şiirin dayı tarafından okunmasıydı. bu mevlana'nın Şems'e yazdığı "etme" isimli eseriydi. nerden nereye diyip, paylaşasım geldi.

ETME

Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme
Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme

Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı
Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme

Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme

Ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için
Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme

Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme

Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme

Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme

Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme

Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi
Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme

Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize
O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme

Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle
Huzurumu bozuyorsun sen mavediyorsun etme

Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme

İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil
aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun etme

M.C.R.

19 Haziran 2010 Cumartesi

2 film birden

izin günü: depo'da, armut üstünde 2 film birden.

* The Book of Eli - dedim ki madem "zaman" şu sıralar pek de dostum diil, o vakit ben neden post-apocalyptic bir film izlemiorum. peki tatmin oldum mu? yani post-apocalyptic durum açısından belki, ama bu hikaye ne kadar dandik sonlandı yareppim demeden de alıkoyamadım kendimi. çakma bir Jesus christ pose(bknz. soundgarden) durumu söz konusu. denzel abi iyi rol kesmiş gerçi, yine de bu kadar kahramanvari olunca insan bi bayıyo sanki. konuya dair çok daha etkileyici "yapıt" aragorn'un başrol kestiği, 2009 yapımı The Road'dur. ben onu tavsiye ederim.



p.s. sadece bir soru: dikkat edeniniz var mıdır - post-apocalyptic hikayelerin %90'ında bir yol gidilir de gidilir. neden oturulmaz, intihar edilmez de hep gidilir? olan olmuş göte gelmişiz, bu ne inanç, bu ne imandır yahu!!!

* Capitalism: A Love Story - bööle gaz aksiyon bir filmin üstüne her zamanki micheal moore belgesellerinden atiim bi tane de dedim. ve son çalışmasını seyrettim. bildiğimiz tarz, bildiğimiz montaj ve arada gaz aksiyonlar (wall street'i sarı crime scene bandıyla sarması gibin) izlenir mi? izlenir, üstüne de rage against the machine dinlenip, geri dönüş yolundaki van merkez bankası yumurtalanır mı? ona pek emin değilim.

açılış

herkeşler blog tutabilio ben niye tutamiim ki dedim.
başlıktan da anlaşılacağı üzro acaip beklentilerim olmadan
izlediklerimi, dinlediklerimi, kabaca takip ettiklerimi yani
istesek de istemesek de "kültür endüstrisinin bize dayattıklarını"
bir iki karalayacağım basit bir ortam olabilir burası.

bütün sosyal medya, digital medya, vb. olan mesafeli tavrımı
ve düşündüklerimi yazıya aktaramama yeteneğimi (yeteneksizliğim?)bilen bilir.ve fakat askeriye denilen bu abuk zaman sürecinde yazmak, çizmek, bir nevi karalamak bir türlü dostumuz olamayan hatta düşmanımız olan zamanı yenebilmek açısından pek faideli olabiliyor. bu nedenle bu girişimle bir nevi şafak attırmayı planlıyorum.

deneyelim, görelim.
sonuçta hayat dediğimiz deneme-yanılmayla ilerlemiyor mu?
hayırlısı diyelim.